AK PARTİ
Siyaset, genel tarifle insanları idare etme, devletle birey arasındaki ilişkileri yürütme sanatıdır. Demokratik parlamenter sistemin vazgeçilmez unsuru siyasi partilerdir. Dolaylı olarak parti teşkilatlarıdır.
Siyasi partilerde, en üst kademeden, en alt kademeye kadar gönül verenlerin oluşturduğu bir yönetim ve yönetilen organizasyonu gerekmektedir. Bu çalışma teşkilatlanma diye adlandırılırken, oluşan yapıya teşkilat denilmektedir. O halde;
Teşkilatlanma ve teşkilat nedir, nasıl olmalıdır?
Siyasi parti için teşkilatlanma, parti felsefesi, ideali ya da davasına sahip insanları, bir sınıfın veya toplumun potansiyelini kullanarak, gösterilen hedefler doğrultusunda, hizmet ettirme çabasıdır ve oluşturulan yapı da teşkilattır.
Hakikati, güzeli ve ideali arayanlar kardeştir, bu nedenle teşkilat adaletin, vicdanın, aşkın hüküm sürdüğü bir ailedir.
Teşkilat; topluma hitap eden bir dava veya felsefe, davaya inanan kişi ve yürekleri aynı dava için atan bir grup insan ile şekillenir ve ideal hizmet anlayışı hedeflenir. Ayrıca tüzük, yönetmelik ve ahlaki değerler sistemi olmaksızın, teşkilatları kurmak, çalıştırmak, hele uğruna çalışılan davayı, başkalarına aktarmak mümkün değildir; ayrıca evrensel ahlak kurallarının yanında, özel teşkilat ahlakı da oluşturulmalıdır.
Teşkilat için, bir ideal, felsefe veya fikir yapısının olması ve toplumsal bir hedef doğrultusunda hareket edilmesi birinci şarttır. Fikir sistemi ve ilkeler olmaksızın, bir teşkilat kurulamaz veya devam ettirilemez. Ne kadar yeni, ne kadar genç olursa olsun, çağa, coğrafyaya uygun olarak kendini yenilemiş, mutlaka kabul gören toplumsal bir ideali veya fikir sistemini benimsemelidir. İlkeler ve fikirler, teşkilatların gerçek lokomotif gücüdür ve teşkilatlara manevi bir kuvvet kazandırır. Çarpık ilişkiler, dünyevi çıkarlar ekseninde oluşan teşkilatlar kördür, topaldır.
Ülkemize coğrafyamıza hitap eden felsefe veya global bir dava için bir araya gelen insanlar, kültürel ve ahlaki değerler etrafında toplandıklarında teşkilat mekanizmasını daha canlı ve etkili kılarlar. Dolayısıyla mensubiyet ve mesuliyet bilinci yanında; gönül bağı olan kişi sayısı da artırılır. Hedefe tek başına ulaşılmaz: Ancak başkalarına iş gördürerek, iş birliği ile hedeflere kısa zamanda ve daha etkili olarak varabilirler; çünkü ‘’Tek taşla duvar örülmez’’
Mazi göstermiştir ki, eşit şartlarda, bir ideal uğruna çalışan insanlar arasındaki mücadeleyi, manevi yönden üstün olan taraflar kazanmıştır. Manevi güç, maddi ve teknik gücü peşinden getirir. Manevi güç yoksa maddi güç ne kadar büyük olursa olsun, netice hüsrandır, başarısızlıktır.
Teşkilatlanmasını tamamlayamayan siyasi partiler, siyasi partiler kanununda ve kamu vicdanında yer alamazlar. Bütün kademe başka ve üyeleri, planlama, motivasyon, koordinasyon ve denetim fonksiyonlarını yerine getirildiğinde, teşkilat misyonuna ulaşabilir.
Teşkilatlarda yönetim, planlama ile başlar, Organize olma ile güçlenir ve Yöneltme ile devam eder. Planlama yapılıp organize olunca teşkilat ileriye doğru adım atmaya hazırdır. Bunun sağlanması ise, kişilerin iş yapabilme yeteneğine bağlıdır. İş yapabilmeleri ise; emir verebilmeleri ve verdikleri emirlerin dinlenmesi ve kabul edilip yerine getirilmesine bağlıdır. Bu sağlandığı takdirde yöneltme fonksiyonu başlamış olur.
Yönetim basamaklarında görev verilen kişiler görev yapabilmek için yetkiye ihtiyaç duyar. Görevle birlikte yetki ve inisiyatif verilmelidir.
Teşkilatta her zaman fikir birliği ve koordinasyon sağlanamayabilir. Temel neden gelenek, görenek, duygu ve bireysel çıkar farkları olmasıdır. Aklımıza hemen şu soru takılıyor;
Mevcudiyeti ile teşkilatı oluşturan, hedeflere ulaştıran, teşkilatçı kimdir?
“Hapsedilmeyi halvet, sürülmeyi seyahat, öldürülmeyi ise şahadet’’ görecek kadar davaya inanan kişi, gerçek teşkilatçıdır. Unutulmamalı ki; İnanç, arzuya dönüşen aşktır.”
Gerçek teşkilatçı; makam ve mevkisini, çıkar odaklarının saldırılarından koruyan, adaleti, hücrelerine kadar nakşeden, en iyi siyasetin dürüstlük olduğunu bilen, siyasetinde sevgi ve heyecanı kılavuz edinen, hassasiyet yok olunca, sorumluluk ve yükümlülüklerin kaybolacağını bilen kişidir.
Her teşkilatçı, hangi kademede veya görevde olursa olsun bir liderdir ve liderlik vasıflarını özenle bulundurma gayreti içinde olmalıdır.
Hedefi için, çatışma ve kaos ortamı oluşturmadan, bir yol bulan, bir yol açan, ya da yoldan çekilen kişi gerçek teşkilatçıdır.
Yetki ve sorumlulukları doğrultusunda, ortak ideale kendini adayan ve teşkilat çıkarlarını bireysel çıkarların üstünde tutan, hangi kademede olursa olsun, yatay ve dikey ilişkilerde azami özen gösteren kişi gerçek teşkilatçıdır.
Kaotik yönetim tarzına sahip teşkilatlar ve teşkilatçılar top hakimiyeti fazla, kale önünde top çeviren; ama bir türlü gol atamayan futbolcu ve futbol takımına benzer. Ortak akıl ile karar veremeyen, kısır tartışma ve çekişmelerle meşgul teşkilatçılar, hem zaman kaybetmekte, hem de gönül verenlerine ve topluma karşı görevlerini ihmal etmektedirler. Asgari müştereklerde birleşerek, hızlı ve doğru karar verme mekanizmasını geliştirenler gerçek teşkilatçılardır.
Yetki sorunu olursa, işler yürümez ve bir talimatın yerine getirilmesi söz konusu olamaz. Yetki karmaşasına neden olacak tavır ve davranışlarından kaçınan, yetkinlerine sahip çıkan, başkalarının yetki alanlarına müdahale etmeyen, aksine saygılı olan kişi gerçek teşkilatçıdır.
Görev ve sorumluluğunu bilen davasına sadık her teşkilatçı, bulunduğu yer ve makamın, bayrak yarışı gibi zamanı gelince, bir başka dava arkadaşına teslim edeceğinin bilincinde olan kişidir. Kendisini teşkilatın vazgeçilmez bir unsuru haline getirmeden, kendi alternatifini hazırlamalıdır. Aksi taktirde, görevini bıraktığında, kaos yaşanacağı için, teşkilata ihanet etmiş olduğunu bilen kişi, gerçek teşkilatçıdır.
Teşkilatçı bilgili ve birikimli olmalı ve bilgisiz bir kişinin, muhalif görüşlere sahip kişilerden daha zararlı olduğunu unutmamalıdır. Teşkilatçı aklını kullanan fakat başkalarının da aklından yararlanan ve ortak akla önem veren kişidir.
İyi teşkilatçı sadece ağzıyla diliyle konuşan kişi değil, yaptığı işiyle konuşan, haykıran kişidir. En iyi nasihatin ve propagandanın, iyi örnek olmak olduğunu bilen kişidir. Biliyoruz ki; ‘’Öyle sukutlar vardır ki, ancak Allah işitir.’’
Teşkilatçı, zorluklarla mücadeleyi göze alan ve hiçbir başarıya çiçekli yollardan gidilmeyeceğini bilen, pasif bir nesnen durumuna düşmeden, daima aktif bir özne olma gayreti içinde olan, basit beşeri aşk mücadelesiyle değil, mücadele aşkıyla yanıp tutuşan kişidir.
Herkes, sevgi ve kardeşlik rüzgârının estiği bir düzen olmasını arzular, ama gayreti başkalarından bekler. Teşkilatçı, gayreti başkalarından beklemez; sevgisiyle, heyecanıyla ve inancıyla bizzat kendisi gayret eder. Üstadın dediği gibi: ‘’Kim var denildiğinde, sağına soluna bakmadan ben varım!’’ diyerek, her göreve talip olan, adsız kahramanlardır. Bilinmelidir ki ‘’En uzun yolculuklar, ufak bir adımla başlar.’’
İyi teşkilatçı, hedefinin veya istediği şeyin ne olduğunu belirleyen, sonra ilk adımla harekete geçen, adımlarını kontrol eden, ilkelerinden ödün vermeden davranışlarında esneklik geliştirebilen kişidir. Hedefine ulaşamadıysa, yönetimini hedefe göre değiştiren, strateji ve taktik geliştirebilen kişidir. Yanlışlarından cesaret değil, ders alan ve ön yargılı olmadığı gibi, önyargının da zafiyet olduğunu bilen kişidir.
Teşkilatçı, ilimin fikrinin, inancın ve laikliğin yobazlığını yapmayan, yobaz insanın diyalektik düşünceden mahrum insan olduğunu bilen, gözlerini karartacak noktalardan kaçınan, kulaklarını aykırı ve boş seslerden sakınan, yüreğini hiç uğruna çalışan körük durumuna düşürmeyen kişidir.
Teşkilatçı, bağlılık, devamlılık ve gönüllülük prensibiyle, hassasiyet sahibi, sorumluluk almaktan kaçmayan, hayalleri olan, yenilikler deneyen ve gerçekleştiren, kimliğine ve ülkesine değer veren, karanlık bir dünyada beyaz noktalar bırakarak yürüyen kişidir.
Teşkilat, yerel fikirlerle global hedeflere yönelen yapılanma; teşkilatçı ise global düşünüp, yerel uygulayan kişidir.



















































