Doğan TÜRKYILMAZ
21 Nisan 2015 Salı
Hasta ve Hastane Çalışanlarını Ziyaret Ettik
Etiketler:
ak parti adana pozantı
,
ak parti adana ziyareti
,
ak parti pozantı
,
akparti pozantı
,
milletvekili
,
milletvekili secim
,
nereli
,
Nurcan Demirtaş
,
pozantı adana ak parti
,
pozantıda siyasi partiler
Köy Ziyaretlerimizde Çalmadık Kapı Bırakmadık
Etiketler:
ak parti adana icraatleri
,
ceyhan ak parti
,
çukurova ak parti
,
feke ak parti
,
karaisalı ak parti
,
karataş ak parti
,
kozan ak parti
,
pozantı ak parti
,
saimbeyli ak parti
,
seyhan ak parti
,
yüreğir ak parti
20 Nisan 2015 Pazartesi
Seçimde 7 Yeni Şarkı
AK Parti'nin 7 Haziran milletvekili genel seçimi hazırlıkları kapsamında hazırlanan seçim şarkıları tanıtıldı.
Başbakan Davutoğlu, Ankara Spor Salonu'nda düzenlenen AK Parti Seçim Beyannamesi ve Aday Tanıtım Toplantısı'nda konuştu.
Konuşmanın ardından seçim kampanyası kapsamında hazırlanan yeni şarkılar salondakilere dinletildi. Şarkılar vatandaşlardan beğeni topladı.
Başbakan Davutoğlu, şarkıları hazırlayan Erhan Güleryüz, Uğur Işılak, Özhan Eren, Volkan Arslan ve Alper Kış'a teşekkür ederek, "Sizlerin de onları gönülden alkışlamanızı istiyorum. Çünkü bu şarkıları sadece bir musiki eser olarak değil gönüllerinden bu topraklara düşen nameler, besteler olarak hazırladılar" dedi.
Erhan Güleryüz'ün "Bize Her Yer Türkiye", Uğur Işılak'a ait "Söyle Var Mısın" ve "Selam Olsun", Volkan Arslan'ın "Aşk ile Sevda ile", Alper Kış'ın "Ak Yürekler (Yeni Türkiye), Özhan Eren ve Erhan Güleryüz'ün "Yakın Işıkları", AK Parti'nin seçim kampanyası kapsamında kullanılacak yeni şarkılar olacak.
2015 Seçim Şarkıları
Etiketler:
ak parti adana icraatleri
,
ceyhan ak parti
,
çukurova ak parti
,
feke ak parti
,
karaisalı ak parti
,
karataş ak parti
,
kozan ak parti
,
pozantı ak parti
,
saimbeyli ak parti
,
seyhan ak parti
,
yüreğir ak parti
YENİ TÜRKİYE 2023 SÖZLEŞMESİ
Her siyasal düşünce ve düzen, insana hitap etmek ve belli bir mekana ve zamana dayanmak zorundadır. İnsana hitap etmeyen ve zaman ve mekânın gereklerini gözetmeyen hiçbir siyasal düzen kalıcı olamaz.Yeni Türkiye, Cumhuriyetimizin 100. yılına yürürken insana, zamana ve mekâna hakkıyla hitap eden kapsayıcı bir yenilenmenin ve süreklilik içinde yeniden inşa sürecinin eseri olacaktır. Yüz yıl önce Trablusgarp, Balkan ve Birinci Dünya Savaşı’nın acıları üzerinde onurlu bir İstiklal Savaşı vererek Cumhuriyetimizi kuran neslin torunları olarak bizler bu onurlu savaş sonunda özgürleştirilen vatanımızın asli sahipleriyiz.
Etnik, dini, mezhebi ve bölgesel zenginliğimiz, kadim ortak geçmişimizin güzel yansımalarıdır ve vatanımızın asli sahipleri ve devletimizin eşit vatandaşları olduğumuz gerçeğinin en güçlü dayanaklarıdır. Yüz yıl önce kadim coğrafyamızın her bir köşesinden, Anadolu’dan, Rumeli’den, Orta Doğu’dan, Kafkasya’dan gelerek sömürgeciliğe karşı omuz omuza mücadele eden dedelerimiz için de, onları Orta Asya’dan Hind’e, Güneydoğu Asya’dan Afrika içlerine kadar ellerindeki dar imkânlarla ve dualarla destekleyen mazlum milletler için de İstiklal Savaşımız, sadece bir milletin var olma savaşı değil, bütün bir insanlık onuru için verilen kutsal bir mücadele idi. Bugün de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin en temel ilkesi insan onurunun korunmasıdır. Bu ilkeyi, Şeyh Edebali’nin kadim siyasal bilincimizin ve devlet ahlakımızın temelini okuyan ‘insanı yaşat ki devlet yaşasın’ ilkesinin çağdaş siyaset dilindeki karşılığı olarak örüyor ve gelenek ile çağdaşlığı bu çerçevede bir zıtlık içinde değil, ayrılmaz bir bütünlük içinde değerlendiriyoruz. İnsan onuruna yakışır bir kültürel ve ekonomik gelişmişlik seviyesine sahip olmak ‘insanı yaşatmak’ idealinin ayrılmaz unsurudur ve devletin asli sorumluluğu vatandaşlarının onurlu bir hayat sürmelerine zemin oluşturacak siyasi, kültürel ve ekonomik şartları sağlamaktır.
İnsan onuru siyasi, ekonomik ve kültürel düzenimizin de, dış politikamızın da temelini teşkil etmektedir. İnsan onurunu zedeleyen hiçbir uygulama ve politika meşru görülemez ve gösterilemez. İnsan onuru ile taçlandırılan Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı kimliği taşıyan hiç kimse hiç bir makam ve güç sahibi tarafından tahkir edilemez; inancı, rengi, cinsiyeti, dili, ırkı, siyasi düşüncesi, felsefi anlayışı ve hayat tarzı sebebiyle ayrımcılığa maruz bırakılamaz, herhangi bir şekilde nefret söylemine muhatap kılınamaz.
Devletler ve milletler ancak ve ancak onları oluşturan bireylerin aidiyet bilinciyle tarih içindeki varlıklarını sürdürebilirler. Vatandaşların ülkelerine duydukları aidiyet bilinci ve hiçbir vatandaşı veya vatandaş grubunu dışlamayan ve ötekileştirmeyen içselleştirici bir siyaset anlayışı, devletlerin bekasının en temel garantisidir.
Ülkeleri aidiyet bilinci kurar ve ayakta tutar; ekonomik, siyasi ve askeri güç ise yükseltir ve tahkim eder. İnsan onuru ilkesinin anayasal ve siyasal düzenimizdeki dayanakları aidiyet bilincimizi oluşturan ortak tarihdaşlık ve hak, hukuk ve adalete dayalı eşit vatandaşlıktır. Ortak tarihdaşlık ortak kadim geçmişimizi ve geleceğe dönük ortak kader bilincimizi yansıtmaktadır. Yüzyıllardır Anadolu’da gerçekleştirdiğimiz ortak medeniyet birikimi, bu medeniyet birikimi üzerinde yükselen Selçuklu ve Osmanlı düzenleri, yüz yıllık Cumhuriyet kazanımları ve yarım asrı geçen demokrasi tecrübesine dayanarak son 12 yıllık toparlanma döneminden sonra tam bir özgüven içinde 21. yüzyılın yükselen güçleri arasına girmeye hazırlanıyoruz.
Bu çerçevede dinamik tarihi akış içinde hedefimiz, bütün unsurlarıyla milletimizi tarihin nesnesi değil öznesi; millet iradesine dayanan devletimizi de tarihi akışın edilgen takipçisi değil,öncüsü kılmaktır. Eşit vatandaşlık ilkesi ise çağdaş siyasal meşruiyetin temelidir ve bu temel hiçbir surette ve hiçbir gerekçe ile zayıflatılamaz, göz ardı edilemez. Bu temel üzerinde Cumhuriyetimizin 100. yılına yürürken önceliğimiz ülkemizin katılımcı, çoğulcu, özgürlükçü, demokratik ve sivil bir anayasa ile yönetilmesini sağlamaktır. Özgürlük, eşitlik ve adalet değerleri üzerine inşa edilecek yeni anayasal düzenimizin en temel ilkesi, ahlaki referansı ve ruhu insan onuru olacaktır. İnsan onuru ancak ve ancak insanın tercih ve irade gücünü yansıtan özgürlükler ile hayat bulabileceğinden, yeni anayasal düzenimizin odağında insan hak ve özgürlükleri yer alacaktır.
Kadim kültürümüzde esasları konmuş olan canın, aklın, neslin, inancın ve mülkün korunması kamunun sorumluluk alanlarını, çağdaş toplumsal hayatın temelini dokuyan evrensel insan hakları beyannamesi ise vatandaşların temel özgürlük alanlarını tanımlar. Bu çerçevede düşünce, inanç, ifade ve girişim özgürlüğü insan onurunun ve kimliğinin ayrılmaz bir parçasıdır ve anayasal koruma altındadır. Bu özgürlükleri sınırlayan yegâne unsur eşit haklara sahip diğer vatandaşların özgürlük alanları ve onurlarıdır.
Her özgürlük bir sorumluluk getirir. Basın ve ifade özgürlüğü özel hayata saygılı basın ahlakını, girişim özgürlüğü meşru ve vergilendirilmiş kazanç anlayışını, inanç özgürlüğü diğer inançlara saygıyı gerektirir.
Kamu düzenini insan hak ve özgürlüklerinin hayat alanı olarak görüyor; bu çerçevede özgürlük ve güvenlik kavramlarını birbirlerinin karşıtı değil, tamamlayıcı unsurları olarak değerlendiriyoruz. Özgürlüğü garanti edilmemiş insanın kendi onurunu koruması, güvenliği tehdit altında olan birinin kendi özgürlük alanını yaşaması mümkün değildir. Güvenlik adına özgürlüklerin kısıtlanmasının insan onurunu yok eden dikta rejimlerine, özgürlük adına güvenliğin ihmal edilmesinin ise kaosa ve iç çatışmalara yol açtığı gerçeğinden hareketle, özgürlük-güvenlik dengesini ve uyumunu siyasal meşruiyetin temeli olarak görüyoruz. Siyasal meşruiyet, siyasal düzenin asli kurucusu olan vatandaşlar ile bu düzenin görünen yüzü olan devlet arasında kurulan bir rıza ilişkisinin ve toplumsal sözleşmenin ürünüdür. Dolayısıyla siyasal meşruiyetin ve egemenliğin kaynağı da, denetleyicisi de sadece ve sadece eşit vatandaşlardan oluşan millettir.
İstiklal Savaşımızın yürütülmesinin ve Cumhuriyetimizin kurulmasının anayasal temelini oluşturan 1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun 1. Maddesi’nde de ifade edildiği gibi “Hâkimiyet bilâ kaydü şart milletindir”. Bu kurucu ilke, ilan edildiği ilk günkü gibi bugün de geçerlidir; yarın da geçerli olacaktır.
Devlet mekanizmaları toplum üzerinde egemenlik kurma araçları değildir. Bütün bu mekanizmalar milletin emrindedir. Yani amir olan millettir, memur olan devlettir. Meşruiyetini milletten almayan ve milletin denetimine açık olmayan hiçbir gücün, cuntanın, vesayet odağının, paralel yapının veya bürokratik seçkinciliğin küllî ya da kısmî egemenliği kabul edilemez.
Meşruiyetini milletten almış yönetimlere karşı gerçekleştirilen 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül gibi doğrudan, 28 Şubat, 27 Nisan ve paralel yapı oluşumları gibi dolaylı darbe ve müdahale girişimlerini kınıyor, meşruiyetini milletten alan demokratik güçler olarak ileride olabilecek benzer girişimlere karşı ortak tavır alacağımızı ilan ediyoruz. Demokrasiyi 1947 yılında ‘açık oy-gizli tasnif ’ esasına dayalı muhtarlık seçimlerinde kaçırılmak istenen sandığa “sandık namusumuzdur” diye kapanarak sadece sandığı değil, millet iradesini ve vatandaşlık onurunu da koruyan Mersin Arslanköylü yiğit Anadolu kadınlarının kutsal bir emaneti olarak görüyoruz.
Her seçimde vatandaşlarımızca korunan bu emanet demokrasimizin kökleşmesini sağlamıştır. Açık ve şeffaf seçimler, bundan sonra da demokrasiye dayalı siyasi istikrarımızın en temel düsturu olacaktır.
Bu çerçevede sandık ile sembolleşen seçme ve seçilme hakkı en temel vatandaşlık hakkıdır ve bu hak hiçbir surette ve hiç bir gerekçeyle sınırlandırılamaz, yok sayılamaz ve iptal edilemez. Cumhuriyetimizin demokrasi ile taçlanması geri döndürülemez bir kazanımdır. Cumhuriyetimiz ortak aidiyetimizin, demokrasi bu ortak aidiyet alanındaki farklılıklarımızın korunmasının teminatıdır. Nihai hedefimiz evrensel ölçekte çoğulcu, eşitlikçi ve katılımcı demokrasiyi hayatın bütün alanlarında yaşanır kılmaktır.
Temsili demokrasi bütün unsurları ile korunurken, çağdaş teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı yeni katılım kanalları geliştirilerek katılımcı demokrasi derinleştirilecek ve yerinden yönetim ilkesi ile tabana ayrılacaktır. Bu çerçevede çoğulcu ve katılımcı demokrasinin zeminini oluşturan sivil toplumun güçlenmesine imkân sağlayacak ve sivil toplum kuruluşlarının demokratik yönetime daha aktif katkı sağlamasının önündeki engelleri kaldıracağız.
Güçler ayrılığı ilkesine dayanan anayasal düzenimizde demokratik hukuk devleti ve milli irade perspektifiyle denetlenmeyen hiçbir güç olmayacaktır. Millet tarafından doğrudan seçimle işbaşına gelen TBMM, yasama görevini yaparken hiçbir şekilde ve hiçbir güç tarafından baskı altına alınamaz.
TBMM’nin 7 Haziran seçimleri sonrasında öncelikli asli görevi ülkemizin ilk sivil anayasasını uzlaşı kültürü içinde yazmaktır. Ülkemizin bütün siyasi partilerini ve sivil toplum kesimlerini bu uzlaşının oluşumuna katkıda bulunmaya davet diyoruz.
TBMM yeni sivil anayasanın kabulünden sonra bu anayasal çerçeve içinde yasama ve denetim faaliyetlerini yürütür. Bu faaliyetler anayasal çerçeve içinde denetime açık olacaktır. Demokratik hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde yargı bağımsızlığı esastır. Bu bağımsızlık diğer anayasal güçler ile ilişkilerde olduğu kadar kendi içinde oluşabilecek örgütlenmelere karşı da korunacak ve juristokrasi (yargıçlar iktidarı) benzeri oluşumların önüne geçilecektir.
Yargı bağımsızlığının tamamlayıcı unsuru, insan onurunun korunması amacıyla hukuk ve adalet ekseninde teminat altına alınan tarafsızlık ilkesidir. Hukuk düzenine, her bir yargıcın objektif hukuk normları içinde tek başına ve sadece kendi vicdanı ile karar vermesini sağlayacak bir işlerlik kazandırılacak; yargı kararları, demokratik hukuk devleti kuralları içinde denetime açık olacaktır.
Darbe dönemlerinde milli iradeyle işbaşına gelen hükümetleri sınırlamak için yapılan müdahaleler sonucu parlamenter sistem özünden ve işleyiş ilkelerinden uzaklaştırılmış; güçlü yetkilerle donatılmış olmakla birlikte hukuken sorumluluk taşımayan Cumhurbaşkanlığı makamı ile yetkileri sınırlandırılmış olmakla birlikte bütün hukuki ve siyasi sorumluluğu üstlenen Başbakanlık makamı arasında, son olarak 2001 ekonomik krizine de yol açan, yetki çatışmalarından kaynaklanan krizler yaşanmıştır. Yetki kargaşası ile malul hale gelmiş olan idari yapının ve yürütme erkinin yeniden düzenlenmesine ihtiyaç bulunmaktadır.
Yürütme erkinde yetki-sorumluluk dengesinin hiçbir tereddüde mahal vermeyecek bir açıklıkta ortaya konması yönetimde etkinlik ve hesap verilebilirlik ilkelerinin hayata geçirilmesi açısından bir zarurettir. 2007 yılında yapılan anayasa reformunun ilk uygulaması olarak 2014 yılında Cumhurbaşkanı’nın doğrudan halk tarafından seçilmesi ile birlikte idari yapının Başkanlık sistemi yönünde yeniden yapılandırılmasını, yetki kargaşasının giderilmesi ve hesap verilebilirliğin gerçek anlamda tesisi için gerekli görmekteyiz.
Başkanlık sistemini, zikrettiğimiz özgürlükçü Anayasal çerçevede, yasama ve yürütmenin müstakil olarak etkin olduğu, demokratik denge ve kontrol mekanizmalarının öngörüldüğü, toplumsal farklılıkların siyasal temsilinin sağlandığı bir yönetim modeli olarak tasavvur ediyoruz.
Bütün siyasi tarafları ve sivil toplum kesimlerini etkin yönetim ve hesap verilebilirlik ilkeleri çerçevesinde bu yeniden yapılandırma sürecine katkıda bulunmaya davet ediyoruz. Her ne surette olursa olsun yürütme erki de yasama ve yargı erki gibi anayasal denetime açık olacaktır. Yürütme erkinin aygıtları olan sivil ve askeri bürokrasi, kadim siyaset kültürümüzden gelen ehliyet ve liyakat esasları ile çağdaş bürokrasinin rasyonel ve profesyonel kuralları içinde yapılanırlar ve çalışırlar.
Üstlendikleri işlevler ve görevler açısından hesap verme makamında bulunan ve milli iradeyle göreve gelmiş sivil otoriteye tek tek ve bir bütün olarak tâbidirler. Kamu otoritesi sadece ve sadece yetkiyi demokratik seçimlerle halktan almış yürütme erki sahiplerince kullanılır.
Bürokraside hiç bir gerekçeyle yatay ya da paralel örgütlenmelere izin verilmez. Bürokratik hiyerarşiyi dolayısıyla da devlet düzenini bozan uygulamalara karşı gereken tedbirler alınır. Sömürgecilikten kaynaklanan sermaye birikimine ve zengin doğal kaynaklara sahip olmayan ülkemizin en önemli ekonomik güç unsurları özgürlükçü demokrasisi, iyi eğitilmiş dinamik insan kaynağı ve jeoekonomik açıdan eşsiz coğrafyasıdır.
Bugün bütün çağdaş örneklerde çok açık bir şekilde görüldüğü gibi, ekonomik kalkınma ile demokratik hukuk devleti ilkeleri arasında doğrudan bir irtibat söz konusudur. Girişim özgürlüğünü teminat altına alan açık ve şeffaf hukuk kurallarının olmadığı ülkelerin uzun dönemli yatırımlar çekebilmesi de, sürdürülebilir bir kalkınma gerçekleştirmesi de mümkün değildir.
Demokratikleşme süreçleri ile ekonomik kalkınmamız arasında son 12 yıl içinde sağlanan güçlü bağ korunacak ve derinleştirilerek güçlendirilecektir. 3Y olarak tanımladığımız yasaklar, yolsuzluklar ve yoksulluğa karşı mücadeleyi ahlaki dokumuzun korunması, adil gelir dağılımına dayalı sosyo-ekonomik dengenin sağlanması ve demokrasi ile kalkınma arasındaki ilişkinin güçlendirilmesi açısından bir zorunluluk olarak görüyoruz.
Dünyada hiç bir ekonomik güç kaynağı insan kaynağından daha önemli ve kalıcı değildir. Kişi başına düşen milli gelir açısından alt orta gelir grubundan üst orta gelir grubuna yükseldiğimiz son 12 yıl içindeki kalkınmamızın niteliksel bir atılım içinde yeni bir aşamaya taşınması ve en kısa sürede yüksek gelir grubuna ulaşmamız temel hedefimizdir. 2023 hedefleri doğrultusunda İkinci Atılım döneminde temel hedefimiz insan odaklı kalkınmadır. Ülkemizin insan kaynağını çağdaş dünya ile rekabet edebilir donanıma kavuşturan ve hayat boyu süren bir süreç olarak eğitimi insani kalkınmamızın odağına yerleştiriyoruz.
Ar-Ge ve yüksek teknoloji yatırımlarına büyük destekler vererek teknoloji tüketen değil teknoloji üreten bir ülke olacağız. Niceliksel kalkınma niteliksel derinlik kazanacaktır. İnsan onuruna dayalı siyaset anlayışımızın ve insan odaklı kalkınma stratejimizin en temel araçlarından birisi bütün vatandaşlarımızı kuşatan sağlık politikalarımız ve sosyal devlet uygulamalarımızdır.
Devlet, geleceğimizin teminatı olan gençlerimizin bedenî, ruhî ve zihnî donanımı için her türlü tedbiri almakla yükümlüdür. Pozitif ayrımcılığı anayasal teminat altına aldığımız kadınlarımızın sosyal hayat içindeki konumlarının güçlendirilmesi, sosyal güvencelerinin sağlanması ve karar mekanizmalarındaki etkinliklerinin artırılması en ncelikli hedeflerimiz arasındadır. Engelli vatandaşlarımızın toplumsal hayata katılımının önündeki bütün engelleri kaldırmak devletimizin sadece anayasal bir görevi değil aynı zamanda ahlaki bir sorumluluğudur.
Asya, Avrupa ve Afrika ana kıtasının merkezinde ve önemli denizlerin ve ekonomik havzaların kesişim hattında bulunan coğrafyamız enerji, tarım ve ticaret stratejilerimiz bağlamında en etkin şekilde değerlendirilecektir. Kadim İpek Yolu’ndan küresel enerji hatlarına ve ticaret yollarına geçişte öncü bir rol üstlenilecek ve bu yolla ekonomik karşılıklı bağımlılık ilkesinden hareketle bölgesel barış alanları
oluşturulmaya çalışılacaktır. Ekonomide nihai hedefimiz ülkemizin her köşesinde vatandaşlarımızın evrensel standartlarda onurlu bir hayat yaşamasını sağlayacak gelişmişlik düzeyine ulaşmak, uluslararası rekabette dünyanın en güçlü 10 ekonomisi arasına girerek Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün muasır medeniyetler seviyesine ulaşmak ve onu geçmek hedefini gerçekleştirmektir.
Ekonomik gücümüz ile ulusal güvenlik ihtiyaçlarımızın kesişim alanında milli savunma sanayimizin dışa bağımlılığını azaltacak şekilde güçlendirilmesi milli bekamızın en önemli dayanaklarından biridir. Bugün çevre bölgelerde yaşanan krizlerin oluşturduğu ateş çemberi ile kuşatılmış bulunan ülkemizin bir istikrar adası olma hüviyeti korunacak, bunun için gerekli güvenlik altyapısı oluşturulacaktır. Dış politikamızda tarihi ve stratejik derinliğimize dayalı olarak bu siyasi ve ekonomik hedefler doğrultusunda milletimizin uluslararası alanda onurlu bir yer edinmesi temel hedefimizdir.
İstiklal Savaşımızın temel ilke ve ruhundan hareketle dış politikamızda her zaman mazlumların ve mazlum milletlerin yanında yer alarak insan onurunu koruyan değer odaklı bir yaklaşım benimsenecektir. Bu yaklaşım gerçekçi dış politika uygulamaları ile hayata geçirilerek bölgesel ve küresel barışa katkı sağlayan özgün bir vizyon ortaya konacaktır. Çok boyutlu tarihi ve coğrafi zeminden hareketle dış politikada benimsediğimiz dinamik ve çok boyutlu yaklaşım sürdürülecektir.
Bu çerçevede uluslararası kurumlara üyeliğimiz ve ittifak ilişkilerimiz uluslararası barış ve istikrara katkı hedefine yönelik olarak etkin bir şekilde değerlendirilecek ve AB üyeliği önündeki stratejik perspektifimiz korunacaktır. Komşu ülkeler ile geliştirdiğimiz Yüksek Düzeyli İş Birliği mekanizmaları her alanda derinleştirilecektir. Balkanlar, Kafkaslar, Orta Asya ve Orta Doğu gibi komşu bölgelerde kalıcı istikrar ve barışı temin edecek öncü ve
vizyoner rolümüz pekiştirilecektir. Özellikle son yıllarda iç gerilimler yaşayan İslam
dünyasında ve gönül coğrafyamızda birlik ve barış ortamının tesisi yönünde gereken her türlü çaba gösterilecektir. Afrika, Asya ve Latin Amerika derinliğinde geliştirilen açılım politikaları kararlı bir şekilde çeşitlendirilecektir. Vicdani diplomasimizin bir gereği olarak çevremizdeki kriz bölgelerinde ve Afrika gibi yardıma ihtiyaç hisseden coğrafyalarda sürdürdüğümüz insani yardımların, bu dost ve kardeş ülkelerde silinmeyecek izler bırakacağına inanıyoruz. Bütün bu dış politika alanları, ülkemizin küresel bir güç haline gelmesini sağlayacak şekilde bütüncül bir strateji çerçevesinde uygulanacaktır.
Dünyada hiçbir ülke ve mekân medeniyet mirası bakımından bizim ülkemiz kadar şanslı ve birikimli değildir. İnsanlık tarihinin kadim, modernite ve küreselleşme evreleri, bu topraklarda yoğun bir şekilde yaşanmış ve yaşanmaktadır. İlk tarım toplumunun yaşandığı Çatalhöyük’ten kadimin en renkli son örneği olan Osmanlı İstanbul’una kadar kadim birikimin bütün renkleri bu mekanda hayat bulmuş; modernite ile kadimin en kapsamlı yüzleşmesi bu coğrafyada yaşanmıştır.
Bugün de küreselleşmenin getirdiği bütün dinamik süreçlere en derinden ve en yakından muhatabız. Kaynağında derin bir insan, zaman ve mekân idraki barındıran bu engin tecrübe birikiminin en doğal sonuçlarından biri çevre ve şehir bilinci konusundaki duyarlılığımızdır.
Varoluşumuzun ontolojik zeminini oluşturan doğanın ve çevrenin korunması gelecek nesillere olan bir borcumuzdur ve bu ülkenin havası, suyu, toprağı, güneşi, ırmakları, dağları, ormanları ve ovaları vatandaşlarımızın mekan bilincine ve devletimizin sorumluluk alanına emanettir. Mimari, insani ve sosyal doku açısından en kadim şehir kültürüne sahip olma bilinci ile bu zengin kültürü koruyarak şehirlerimizi insanlık birikimine açmamız ve küreselleşmenin meydan okumalarına karşı insan odaklı bir şehir bilincini yaşanır kılmamız kültürel sürekliliğimizin en temel şartıdır.
Bütün bu engin birikime dayanan kültürel birlikteliğimizin esası ‘kesrette vahdet’ yani ‘çoklukta birlik’ ilkesidir. Bu ilke ile içselleştirici, kuşatıcı ve bütünleştirici bir yaklaşımla büyük bir kültürel uyanışa zemin teşkil edecek bir harmanlanma gerçekleştirecek; hiçbir medeniyet birikimini ötekileştirmeyen ve dışlamayan bu kültürel harmanlanma ile köklü medeniyet birikimimizden evrensel insanlık kültürüne özgün katkılar sunacak, büyük bir varoluşsal kriz yaşanan bu tarihi dönemde insan onuruna dayalı yeni bir medeniyet çağrısının öncüsü olacağız.
Türkiye, zengin kültürel birikimi, özgürlükçü demokrasi tecrübesi, güçlü ekonomisi, insan odaklı siyaset anlayışı, sağlam sosyal dokusu, dinamik insan unsuru, etkin dış politikası ile insanlık âleminin onurlu bir üyesi ve küresel düzenin yükselen gücüdür. Bu yükseliş insan onurunu esas alan Yeni Türkiyesözleşmesi ile geleceğe taşınacaktır.
Ahmet Davutoğlu
AK PARTİ Genel Başkanı ve
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı
Etnik, dini, mezhebi ve bölgesel zenginliğimiz, kadim ortak geçmişimizin güzel yansımalarıdır ve vatanımızın asli sahipleri ve devletimizin eşit vatandaşları olduğumuz gerçeğinin en güçlü dayanaklarıdır. Yüz yıl önce kadim coğrafyamızın her bir köşesinden, Anadolu’dan, Rumeli’den, Orta Doğu’dan, Kafkasya’dan gelerek sömürgeciliğe karşı omuz omuza mücadele eden dedelerimiz için de, onları Orta Asya’dan Hind’e, Güneydoğu Asya’dan Afrika içlerine kadar ellerindeki dar imkânlarla ve dualarla destekleyen mazlum milletler için de İstiklal Savaşımız, sadece bir milletin var olma savaşı değil, bütün bir insanlık onuru için verilen kutsal bir mücadele idi. Bugün de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin en temel ilkesi insan onurunun korunmasıdır. Bu ilkeyi, Şeyh Edebali’nin kadim siyasal bilincimizin ve devlet ahlakımızın temelini okuyan ‘insanı yaşat ki devlet yaşasın’ ilkesinin çağdaş siyaset dilindeki karşılığı olarak örüyor ve gelenek ile çağdaşlığı bu çerçevede bir zıtlık içinde değil, ayrılmaz bir bütünlük içinde değerlendiriyoruz. İnsan onuruna yakışır bir kültürel ve ekonomik gelişmişlik seviyesine sahip olmak ‘insanı yaşatmak’ idealinin ayrılmaz unsurudur ve devletin asli sorumluluğu vatandaşlarının onurlu bir hayat sürmelerine zemin oluşturacak siyasi, kültürel ve ekonomik şartları sağlamaktır.
İnsan onuru siyasi, ekonomik ve kültürel düzenimizin de, dış politikamızın da temelini teşkil etmektedir. İnsan onurunu zedeleyen hiçbir uygulama ve politika meşru görülemez ve gösterilemez. İnsan onuru ile taçlandırılan Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı kimliği taşıyan hiç kimse hiç bir makam ve güç sahibi tarafından tahkir edilemez; inancı, rengi, cinsiyeti, dili, ırkı, siyasi düşüncesi, felsefi anlayışı ve hayat tarzı sebebiyle ayrımcılığa maruz bırakılamaz, herhangi bir şekilde nefret söylemine muhatap kılınamaz.
Devletler ve milletler ancak ve ancak onları oluşturan bireylerin aidiyet bilinciyle tarih içindeki varlıklarını sürdürebilirler. Vatandaşların ülkelerine duydukları aidiyet bilinci ve hiçbir vatandaşı veya vatandaş grubunu dışlamayan ve ötekileştirmeyen içselleştirici bir siyaset anlayışı, devletlerin bekasının en temel garantisidir.
Ülkeleri aidiyet bilinci kurar ve ayakta tutar; ekonomik, siyasi ve askeri güç ise yükseltir ve tahkim eder. İnsan onuru ilkesinin anayasal ve siyasal düzenimizdeki dayanakları aidiyet bilincimizi oluşturan ortak tarihdaşlık ve hak, hukuk ve adalete dayalı eşit vatandaşlıktır. Ortak tarihdaşlık ortak kadim geçmişimizi ve geleceğe dönük ortak kader bilincimizi yansıtmaktadır. Yüzyıllardır Anadolu’da gerçekleştirdiğimiz ortak medeniyet birikimi, bu medeniyet birikimi üzerinde yükselen Selçuklu ve Osmanlı düzenleri, yüz yıllık Cumhuriyet kazanımları ve yarım asrı geçen demokrasi tecrübesine dayanarak son 12 yıllık toparlanma döneminden sonra tam bir özgüven içinde 21. yüzyılın yükselen güçleri arasına girmeye hazırlanıyoruz.
Bu çerçevede dinamik tarihi akış içinde hedefimiz, bütün unsurlarıyla milletimizi tarihin nesnesi değil öznesi; millet iradesine dayanan devletimizi de tarihi akışın edilgen takipçisi değil,öncüsü kılmaktır. Eşit vatandaşlık ilkesi ise çağdaş siyasal meşruiyetin temelidir ve bu temel hiçbir surette ve hiçbir gerekçe ile zayıflatılamaz, göz ardı edilemez. Bu temel üzerinde Cumhuriyetimizin 100. yılına yürürken önceliğimiz ülkemizin katılımcı, çoğulcu, özgürlükçü, demokratik ve sivil bir anayasa ile yönetilmesini sağlamaktır. Özgürlük, eşitlik ve adalet değerleri üzerine inşa edilecek yeni anayasal düzenimizin en temel ilkesi, ahlaki referansı ve ruhu insan onuru olacaktır. İnsan onuru ancak ve ancak insanın tercih ve irade gücünü yansıtan özgürlükler ile hayat bulabileceğinden, yeni anayasal düzenimizin odağında insan hak ve özgürlükleri yer alacaktır.
Kadim kültürümüzde esasları konmuş olan canın, aklın, neslin, inancın ve mülkün korunması kamunun sorumluluk alanlarını, çağdaş toplumsal hayatın temelini dokuyan evrensel insan hakları beyannamesi ise vatandaşların temel özgürlük alanlarını tanımlar. Bu çerçevede düşünce, inanç, ifade ve girişim özgürlüğü insan onurunun ve kimliğinin ayrılmaz bir parçasıdır ve anayasal koruma altındadır. Bu özgürlükleri sınırlayan yegâne unsur eşit haklara sahip diğer vatandaşların özgürlük alanları ve onurlarıdır.
Her özgürlük bir sorumluluk getirir. Basın ve ifade özgürlüğü özel hayata saygılı basın ahlakını, girişim özgürlüğü meşru ve vergilendirilmiş kazanç anlayışını, inanç özgürlüğü diğer inançlara saygıyı gerektirir.
Kamu düzenini insan hak ve özgürlüklerinin hayat alanı olarak görüyor; bu çerçevede özgürlük ve güvenlik kavramlarını birbirlerinin karşıtı değil, tamamlayıcı unsurları olarak değerlendiriyoruz. Özgürlüğü garanti edilmemiş insanın kendi onurunu koruması, güvenliği tehdit altında olan birinin kendi özgürlük alanını yaşaması mümkün değildir. Güvenlik adına özgürlüklerin kısıtlanmasının insan onurunu yok eden dikta rejimlerine, özgürlük adına güvenliğin ihmal edilmesinin ise kaosa ve iç çatışmalara yol açtığı gerçeğinden hareketle, özgürlük-güvenlik dengesini ve uyumunu siyasal meşruiyetin temeli olarak görüyoruz. Siyasal meşruiyet, siyasal düzenin asli kurucusu olan vatandaşlar ile bu düzenin görünen yüzü olan devlet arasında kurulan bir rıza ilişkisinin ve toplumsal sözleşmenin ürünüdür. Dolayısıyla siyasal meşruiyetin ve egemenliğin kaynağı da, denetleyicisi de sadece ve sadece eşit vatandaşlardan oluşan millettir.
İstiklal Savaşımızın yürütülmesinin ve Cumhuriyetimizin kurulmasının anayasal temelini oluşturan 1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun 1. Maddesi’nde de ifade edildiği gibi “Hâkimiyet bilâ kaydü şart milletindir”. Bu kurucu ilke, ilan edildiği ilk günkü gibi bugün de geçerlidir; yarın da geçerli olacaktır.
Devlet mekanizmaları toplum üzerinde egemenlik kurma araçları değildir. Bütün bu mekanizmalar milletin emrindedir. Yani amir olan millettir, memur olan devlettir. Meşruiyetini milletten almayan ve milletin denetimine açık olmayan hiçbir gücün, cuntanın, vesayet odağının, paralel yapının veya bürokratik seçkinciliğin küllî ya da kısmî egemenliği kabul edilemez.
Meşruiyetini milletten almış yönetimlere karşı gerçekleştirilen 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül gibi doğrudan, 28 Şubat, 27 Nisan ve paralel yapı oluşumları gibi dolaylı darbe ve müdahale girişimlerini kınıyor, meşruiyetini milletten alan demokratik güçler olarak ileride olabilecek benzer girişimlere karşı ortak tavır alacağımızı ilan ediyoruz. Demokrasiyi 1947 yılında ‘açık oy-gizli tasnif ’ esasına dayalı muhtarlık seçimlerinde kaçırılmak istenen sandığa “sandık namusumuzdur” diye kapanarak sadece sandığı değil, millet iradesini ve vatandaşlık onurunu da koruyan Mersin Arslanköylü yiğit Anadolu kadınlarının kutsal bir emaneti olarak görüyoruz.
Her seçimde vatandaşlarımızca korunan bu emanet demokrasimizin kökleşmesini sağlamıştır. Açık ve şeffaf seçimler, bundan sonra da demokrasiye dayalı siyasi istikrarımızın en temel düsturu olacaktır.
Bu çerçevede sandık ile sembolleşen seçme ve seçilme hakkı en temel vatandaşlık hakkıdır ve bu hak hiçbir surette ve hiç bir gerekçeyle sınırlandırılamaz, yok sayılamaz ve iptal edilemez. Cumhuriyetimizin demokrasi ile taçlanması geri döndürülemez bir kazanımdır. Cumhuriyetimiz ortak aidiyetimizin, demokrasi bu ortak aidiyet alanındaki farklılıklarımızın korunmasının teminatıdır. Nihai hedefimiz evrensel ölçekte çoğulcu, eşitlikçi ve katılımcı demokrasiyi hayatın bütün alanlarında yaşanır kılmaktır.
Temsili demokrasi bütün unsurları ile korunurken, çağdaş teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı yeni katılım kanalları geliştirilerek katılımcı demokrasi derinleştirilecek ve yerinden yönetim ilkesi ile tabana ayrılacaktır. Bu çerçevede çoğulcu ve katılımcı demokrasinin zeminini oluşturan sivil toplumun güçlenmesine imkân sağlayacak ve sivil toplum kuruluşlarının demokratik yönetime daha aktif katkı sağlamasının önündeki engelleri kaldıracağız.
Güçler ayrılığı ilkesine dayanan anayasal düzenimizde demokratik hukuk devleti ve milli irade perspektifiyle denetlenmeyen hiçbir güç olmayacaktır. Millet tarafından doğrudan seçimle işbaşına gelen TBMM, yasama görevini yaparken hiçbir şekilde ve hiçbir güç tarafından baskı altına alınamaz.
TBMM’nin 7 Haziran seçimleri sonrasında öncelikli asli görevi ülkemizin ilk sivil anayasasını uzlaşı kültürü içinde yazmaktır. Ülkemizin bütün siyasi partilerini ve sivil toplum kesimlerini bu uzlaşının oluşumuna katkıda bulunmaya davet diyoruz.
TBMM yeni sivil anayasanın kabulünden sonra bu anayasal çerçeve içinde yasama ve denetim faaliyetlerini yürütür. Bu faaliyetler anayasal çerçeve içinde denetime açık olacaktır. Demokratik hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde yargı bağımsızlığı esastır. Bu bağımsızlık diğer anayasal güçler ile ilişkilerde olduğu kadar kendi içinde oluşabilecek örgütlenmelere karşı da korunacak ve juristokrasi (yargıçlar iktidarı) benzeri oluşumların önüne geçilecektir.
Yargı bağımsızlığının tamamlayıcı unsuru, insan onurunun korunması amacıyla hukuk ve adalet ekseninde teminat altına alınan tarafsızlık ilkesidir. Hukuk düzenine, her bir yargıcın objektif hukuk normları içinde tek başına ve sadece kendi vicdanı ile karar vermesini sağlayacak bir işlerlik kazandırılacak; yargı kararları, demokratik hukuk devleti kuralları içinde denetime açık olacaktır.
Darbe dönemlerinde milli iradeyle işbaşına gelen hükümetleri sınırlamak için yapılan müdahaleler sonucu parlamenter sistem özünden ve işleyiş ilkelerinden uzaklaştırılmış; güçlü yetkilerle donatılmış olmakla birlikte hukuken sorumluluk taşımayan Cumhurbaşkanlığı makamı ile yetkileri sınırlandırılmış olmakla birlikte bütün hukuki ve siyasi sorumluluğu üstlenen Başbakanlık makamı arasında, son olarak 2001 ekonomik krizine de yol açan, yetki çatışmalarından kaynaklanan krizler yaşanmıştır. Yetki kargaşası ile malul hale gelmiş olan idari yapının ve yürütme erkinin yeniden düzenlenmesine ihtiyaç bulunmaktadır.
Yürütme erkinde yetki-sorumluluk dengesinin hiçbir tereddüde mahal vermeyecek bir açıklıkta ortaya konması yönetimde etkinlik ve hesap verilebilirlik ilkelerinin hayata geçirilmesi açısından bir zarurettir. 2007 yılında yapılan anayasa reformunun ilk uygulaması olarak 2014 yılında Cumhurbaşkanı’nın doğrudan halk tarafından seçilmesi ile birlikte idari yapının Başkanlık sistemi yönünde yeniden yapılandırılmasını, yetki kargaşasının giderilmesi ve hesap verilebilirliğin gerçek anlamda tesisi için gerekli görmekteyiz.
Başkanlık sistemini, zikrettiğimiz özgürlükçü Anayasal çerçevede, yasama ve yürütmenin müstakil olarak etkin olduğu, demokratik denge ve kontrol mekanizmalarının öngörüldüğü, toplumsal farklılıkların siyasal temsilinin sağlandığı bir yönetim modeli olarak tasavvur ediyoruz.
Bütün siyasi tarafları ve sivil toplum kesimlerini etkin yönetim ve hesap verilebilirlik ilkeleri çerçevesinde bu yeniden yapılandırma sürecine katkıda bulunmaya davet ediyoruz. Her ne surette olursa olsun yürütme erki de yasama ve yargı erki gibi anayasal denetime açık olacaktır. Yürütme erkinin aygıtları olan sivil ve askeri bürokrasi, kadim siyaset kültürümüzden gelen ehliyet ve liyakat esasları ile çağdaş bürokrasinin rasyonel ve profesyonel kuralları içinde yapılanırlar ve çalışırlar.
Üstlendikleri işlevler ve görevler açısından hesap verme makamında bulunan ve milli iradeyle göreve gelmiş sivil otoriteye tek tek ve bir bütün olarak tâbidirler. Kamu otoritesi sadece ve sadece yetkiyi demokratik seçimlerle halktan almış yürütme erki sahiplerince kullanılır.
Bürokraside hiç bir gerekçeyle yatay ya da paralel örgütlenmelere izin verilmez. Bürokratik hiyerarşiyi dolayısıyla da devlet düzenini bozan uygulamalara karşı gereken tedbirler alınır. Sömürgecilikten kaynaklanan sermaye birikimine ve zengin doğal kaynaklara sahip olmayan ülkemizin en önemli ekonomik güç unsurları özgürlükçü demokrasisi, iyi eğitilmiş dinamik insan kaynağı ve jeoekonomik açıdan eşsiz coğrafyasıdır.
Bugün bütün çağdaş örneklerde çok açık bir şekilde görüldüğü gibi, ekonomik kalkınma ile demokratik hukuk devleti ilkeleri arasında doğrudan bir irtibat söz konusudur. Girişim özgürlüğünü teminat altına alan açık ve şeffaf hukuk kurallarının olmadığı ülkelerin uzun dönemli yatırımlar çekebilmesi de, sürdürülebilir bir kalkınma gerçekleştirmesi de mümkün değildir.
Demokratikleşme süreçleri ile ekonomik kalkınmamız arasında son 12 yıl içinde sağlanan güçlü bağ korunacak ve derinleştirilerek güçlendirilecektir. 3Y olarak tanımladığımız yasaklar, yolsuzluklar ve yoksulluğa karşı mücadeleyi ahlaki dokumuzun korunması, adil gelir dağılımına dayalı sosyo-ekonomik dengenin sağlanması ve demokrasi ile kalkınma arasındaki ilişkinin güçlendirilmesi açısından bir zorunluluk olarak görüyoruz.
Dünyada hiç bir ekonomik güç kaynağı insan kaynağından daha önemli ve kalıcı değildir. Kişi başına düşen milli gelir açısından alt orta gelir grubundan üst orta gelir grubuna yükseldiğimiz son 12 yıl içindeki kalkınmamızın niteliksel bir atılım içinde yeni bir aşamaya taşınması ve en kısa sürede yüksek gelir grubuna ulaşmamız temel hedefimizdir. 2023 hedefleri doğrultusunda İkinci Atılım döneminde temel hedefimiz insan odaklı kalkınmadır. Ülkemizin insan kaynağını çağdaş dünya ile rekabet edebilir donanıma kavuşturan ve hayat boyu süren bir süreç olarak eğitimi insani kalkınmamızın odağına yerleştiriyoruz.
Ar-Ge ve yüksek teknoloji yatırımlarına büyük destekler vererek teknoloji tüketen değil teknoloji üreten bir ülke olacağız. Niceliksel kalkınma niteliksel derinlik kazanacaktır. İnsan onuruna dayalı siyaset anlayışımızın ve insan odaklı kalkınma stratejimizin en temel araçlarından birisi bütün vatandaşlarımızı kuşatan sağlık politikalarımız ve sosyal devlet uygulamalarımızdır.
Devlet, geleceğimizin teminatı olan gençlerimizin bedenî, ruhî ve zihnî donanımı için her türlü tedbiri almakla yükümlüdür. Pozitif ayrımcılığı anayasal teminat altına aldığımız kadınlarımızın sosyal hayat içindeki konumlarının güçlendirilmesi, sosyal güvencelerinin sağlanması ve karar mekanizmalarındaki etkinliklerinin artırılması en ncelikli hedeflerimiz arasındadır. Engelli vatandaşlarımızın toplumsal hayata katılımının önündeki bütün engelleri kaldırmak devletimizin sadece anayasal bir görevi değil aynı zamanda ahlaki bir sorumluluğudur.
Asya, Avrupa ve Afrika ana kıtasının merkezinde ve önemli denizlerin ve ekonomik havzaların kesişim hattında bulunan coğrafyamız enerji, tarım ve ticaret stratejilerimiz bağlamında en etkin şekilde değerlendirilecektir. Kadim İpek Yolu’ndan küresel enerji hatlarına ve ticaret yollarına geçişte öncü bir rol üstlenilecek ve bu yolla ekonomik karşılıklı bağımlılık ilkesinden hareketle bölgesel barış alanları
oluşturulmaya çalışılacaktır. Ekonomide nihai hedefimiz ülkemizin her köşesinde vatandaşlarımızın evrensel standartlarda onurlu bir hayat yaşamasını sağlayacak gelişmişlik düzeyine ulaşmak, uluslararası rekabette dünyanın en güçlü 10 ekonomisi arasına girerek Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün muasır medeniyetler seviyesine ulaşmak ve onu geçmek hedefini gerçekleştirmektir.
Ekonomik gücümüz ile ulusal güvenlik ihtiyaçlarımızın kesişim alanında milli savunma sanayimizin dışa bağımlılığını azaltacak şekilde güçlendirilmesi milli bekamızın en önemli dayanaklarından biridir. Bugün çevre bölgelerde yaşanan krizlerin oluşturduğu ateş çemberi ile kuşatılmış bulunan ülkemizin bir istikrar adası olma hüviyeti korunacak, bunun için gerekli güvenlik altyapısı oluşturulacaktır. Dış politikamızda tarihi ve stratejik derinliğimize dayalı olarak bu siyasi ve ekonomik hedefler doğrultusunda milletimizin uluslararası alanda onurlu bir yer edinmesi temel hedefimizdir.
İstiklal Savaşımızın temel ilke ve ruhundan hareketle dış politikamızda her zaman mazlumların ve mazlum milletlerin yanında yer alarak insan onurunu koruyan değer odaklı bir yaklaşım benimsenecektir. Bu yaklaşım gerçekçi dış politika uygulamaları ile hayata geçirilerek bölgesel ve küresel barışa katkı sağlayan özgün bir vizyon ortaya konacaktır. Çok boyutlu tarihi ve coğrafi zeminden hareketle dış politikada benimsediğimiz dinamik ve çok boyutlu yaklaşım sürdürülecektir.
Bu çerçevede uluslararası kurumlara üyeliğimiz ve ittifak ilişkilerimiz uluslararası barış ve istikrara katkı hedefine yönelik olarak etkin bir şekilde değerlendirilecek ve AB üyeliği önündeki stratejik perspektifimiz korunacaktır. Komşu ülkeler ile geliştirdiğimiz Yüksek Düzeyli İş Birliği mekanizmaları her alanda derinleştirilecektir. Balkanlar, Kafkaslar, Orta Asya ve Orta Doğu gibi komşu bölgelerde kalıcı istikrar ve barışı temin edecek öncü ve
vizyoner rolümüz pekiştirilecektir. Özellikle son yıllarda iç gerilimler yaşayan İslam
dünyasında ve gönül coğrafyamızda birlik ve barış ortamının tesisi yönünde gereken her türlü çaba gösterilecektir. Afrika, Asya ve Latin Amerika derinliğinde geliştirilen açılım politikaları kararlı bir şekilde çeşitlendirilecektir. Vicdani diplomasimizin bir gereği olarak çevremizdeki kriz bölgelerinde ve Afrika gibi yardıma ihtiyaç hisseden coğrafyalarda sürdürdüğümüz insani yardımların, bu dost ve kardeş ülkelerde silinmeyecek izler bırakacağına inanıyoruz. Bütün bu dış politika alanları, ülkemizin küresel bir güç haline gelmesini sağlayacak şekilde bütüncül bir strateji çerçevesinde uygulanacaktır.
Dünyada hiçbir ülke ve mekân medeniyet mirası bakımından bizim ülkemiz kadar şanslı ve birikimli değildir. İnsanlık tarihinin kadim, modernite ve küreselleşme evreleri, bu topraklarda yoğun bir şekilde yaşanmış ve yaşanmaktadır. İlk tarım toplumunun yaşandığı Çatalhöyük’ten kadimin en renkli son örneği olan Osmanlı İstanbul’una kadar kadim birikimin bütün renkleri bu mekanda hayat bulmuş; modernite ile kadimin en kapsamlı yüzleşmesi bu coğrafyada yaşanmıştır.
Bugün de küreselleşmenin getirdiği bütün dinamik süreçlere en derinden ve en yakından muhatabız. Kaynağında derin bir insan, zaman ve mekân idraki barındıran bu engin tecrübe birikiminin en doğal sonuçlarından biri çevre ve şehir bilinci konusundaki duyarlılığımızdır.
Varoluşumuzun ontolojik zeminini oluşturan doğanın ve çevrenin korunması gelecek nesillere olan bir borcumuzdur ve bu ülkenin havası, suyu, toprağı, güneşi, ırmakları, dağları, ormanları ve ovaları vatandaşlarımızın mekan bilincine ve devletimizin sorumluluk alanına emanettir. Mimari, insani ve sosyal doku açısından en kadim şehir kültürüne sahip olma bilinci ile bu zengin kültürü koruyarak şehirlerimizi insanlık birikimine açmamız ve küreselleşmenin meydan okumalarına karşı insan odaklı bir şehir bilincini yaşanır kılmamız kültürel sürekliliğimizin en temel şartıdır.
Bütün bu engin birikime dayanan kültürel birlikteliğimizin esası ‘kesrette vahdet’ yani ‘çoklukta birlik’ ilkesidir. Bu ilke ile içselleştirici, kuşatıcı ve bütünleştirici bir yaklaşımla büyük bir kültürel uyanışa zemin teşkil edecek bir harmanlanma gerçekleştirecek; hiçbir medeniyet birikimini ötekileştirmeyen ve dışlamayan bu kültürel harmanlanma ile köklü medeniyet birikimimizden evrensel insanlık kültürüne özgün katkılar sunacak, büyük bir varoluşsal kriz yaşanan bu tarihi dönemde insan onuruna dayalı yeni bir medeniyet çağrısının öncüsü olacağız.
Türkiye, zengin kültürel birikimi, özgürlükçü demokrasi tecrübesi, güçlü ekonomisi, insan odaklı siyaset anlayışı, sağlam sosyal dokusu, dinamik insan unsuru, etkin dış politikası ile insanlık âleminin onurlu bir üyesi ve küresel düzenin yükselen gücüdür. Bu yükseliş insan onurunu esas alan Yeni Türkiyesözleşmesi ile geleceğe taşınacaktır.
Ahmet Davutoğlu
AK PARTİ Genel Başkanı ve
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı
Etiketler:
ak parti adana icraatleri
,
ceyhan ak parti
,
çukurova ak parti
,
feke ak parti
,
karaisalı ak parti
,
karataş ak parti
,
kozan ak parti
,
pozantı ak parti
,
saimbeyli ak parti
,
seyhan ak parti
,
yüreğir ak parti
14 Nisan 2015 Salı
25. Dönem Adana Milletvekili Adaylarımızın Biyografileri
Necdet Ünüvar
Doğum Yeri : Adana / Türkiye
Doğum Tarihi : 6.6.1960
Prof. Dr. Necdet Ünüvar, (d. 6 Haziran 1960, Ceyhan, Adana Türkiye), Türk siyaset adamı. İlk ve Orta öğrenimini Erdemli'de tamamladı. 1984 yılında Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden Tıp Doktoru ünvanı aldı. 1985-1986 yılları arasında MardinSSK Dispanserinde zorunlu hizmetini tamamladı. 1986-1991 yılları arasında Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi 2. İç Hastalıkları Kliniğinde Başasistanlık yaptı. 1993 yılında Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalında Yardımcı Doçent oldu. 1994-1996 yılları arasında Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları alanında Uzmanlık Eğitimini tamamladı. 1996 yılında Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalında Doçent, 1998 yılından itibaren Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı oldu. 2001 yılında Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalında Profesör oldu. 2002 yılında Sağlık Bakanlığı Müsteşarlığına atandı. TBMM 23. ve 24. dönem Ak Parti'den Adana milletvekili seçildi. Türkiye-Azerbaycan Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkanlığı görevini yürütmektedir. Ayrıca 2013 yılı itibariyle TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Başkanlığına seçilmiştir. Evli ve üç çocuk babasıdır.
FATMA GÜLDEMET SARI
Doğum Yeri : Malatya / Türkiye
Doğum Tarihi : 25.6.1970
1970'te Malatya'da doğdu. Yüksek mimar; Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Mimari Tasarım Ana Bilim Dalı'nı bitirdi. İstanbul ve Adana'da serbest mimar olarak çalıştı. 2008 yılında Ak Parti Çukurova Kurucu İlçe Başkanı olarak aktif siyaset hayatına başlayan Güldemet, 2012-2014 yılları arasında AK PARTİ Adana İl Yönetim Kurulu Üyesi, Siyasi ve Hukuki İşler Başkanlığı görevinde yer aldı. Çok iyi düzeyde İngilizce bilen Sarı, bekârdır.
SADULLAH KISACIK
Doğum Yeri : Adana / Türkiye
Doğum Tarihi : 1977
1977 Yılında Adana’da Doğdu. Babası Adana İli Karataş İlçesi Oymaklı Köyü Nüfusuna Kayıtlı BAHATTİN KISACIK. Annesi Adana İli Seyhan İlçesi Çaputçu Köyü Nüfusuna Kayıtlı TENZİLE KISACIK’tır. İlk Öğrenimini Adana 1. İnönü İlkokulunda tamamladı. Orta Öğrenimini Adana Gazi Ortaokulunda, Lise Öğrenimini Adana Borsa Lisesinde tamamladı. 1995 Yılında Çukurova Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümünü Kazandı. 1999 Yılında Endüstri Mühendisi olarak mezun oldu. 1999 Yılında Mezun Olmasının Hemen Ardından Anadolu’nun En Büyük Danışmanlık Şirketi Olan Z Yönetim Danışmanlığı Şirketinde Kalite Yönetim Danışmanı olarak işe başladı. Sadullah Kısacık Halen Şirket Yönetim Kurulu Başkanı Olarak Görevine Devam Etmektedir. İş Hayatını Sürdürürken Çukurova Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümünde Toplam Kalite Yönetimi ve Değişim Mühendisliği Yüksek Lisansını Tamamlayarak Endüstri Yüksek MühendisiÜnvanını Aldı. İşletme Fakültesinde Stratejik Yönetim alanında İşletme Yüksek Lisansını Tamamlayarak (MBA)Stratejist Ünvanını aldı. Bugüne Kadar Adana ve Çevre İllerinde 523 Firmanın Toplam Kalite Yönetimi, Yeniden Yapılanma, Kurumsallaşma, Stratejik Yönetim, Markalaşma, Değişim Mühendisliği alanlarında Yönetim Danışmanlığını Yapan Sadullah Kısacık’ın Bu konularda Bir Çok Bilimsel Makalesi ve Tezi Bulunmaktadır. Çukurova Bölgesinde İlk ve Tek ‘’ Lider Yönetici’’ Akademisini Kurdu. Yöneticilik, Liderlik, Takım Çalışması Ve Motivasyon Konularında Seminerler Veren Sadullah Kısacık’ın Eğitim ve Seminerlerine Bugüne Kadar 14000’den Fazla Kişi Katılmıştır. Adana’nın Proje altyapısının geliştirilmesi için bir çok sivil toplum kuruluşuna danışmanlık desteği veren Sadullah Kısacık’ın Avrupa Birliği, Kalkınma Ajansı, KOSGEB gibi Kurumlar tarafından onaylanmış Bir Çok Projesi bulunmaktadır. Adana Genç İşadamları Derneği Üyesi Olan Sadullah Kısacık 3 Dönem Dernek Yönetim Kurulu Üyeliği Ve AGİAD Genel Sekreterliği Görevlerinde Bulunmuştur. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Adana Genç Girişimciler İcra Kurulu Üyeliği Yapan Sadullah Kısacık’ın Adana’da girişimciliğin geliştirilmesi ve Adana’ya yatırımların kazandırılması konusunda birçok projesi hayata geçmiştir.Sadullah Kısacık Kentsel Rekabet Gücü ve Girişimciliğin geliştirilmesi konusunda sivil toplum kuruluşlarına eğitim ve seminerler vermektedir.
TALİP KÜÇÜKCAN
Doğum Yeri : Osmaniye / Türkiye
Doğum Tarihi : 1.1.1963
Talip Küçükcan 1963 yılında Osmaniye’nin Kadirli ilçesinde doğdu. Evli ve iki çocuk babasıdır. Kadirli İmam-Hatip Lisesi’ni bitiren Küçükcan, 1986 yılında Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden mezun oldu. Türkiye Diyanet Vakfı tarafından lisansüstü eğitim için İngiltere’ye gönderildi. 1990 yılında Londra Üniversitesi Şarkiyat ve Afrika Çalışmaları Fakültesi’nde Ortadoğu üzerine Yüksek Lisans; 1997 ise Warwick Üniversitesi Etnik İlişkiler Araştırmalar Merkezi’nde sosyoloji alanında Avrupa Türkleri ve Müslümanları üzerine doktora yaptı. Aynı üniversitede iki yıl süre ile İngiltere, Almanya, Hollanda ve Fransa’daki Türk gençleri üzerine doktora sonrası çalışmalar yürüttü.
1999 yılında Türkiye’ye dönerek İslam Araştırmaları Merkezi’nde çalışmaya başladı. 2007 yılında Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesine öğretim üyesi olarak atandı. 2012’de Sosyoloji Bölümüne geçti. 2006 yılında SETA Vakfı’nın kuruluşunda yer aldı. Talip Küçükcan YÖK Başkan Danışmanlığı (2010-2013), SETA Vakfı Dış Politika Direktörlüğü (2009-2013), Marmara Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Enstitüsü Müdürlüğü (2011-2014) görevlerinde bulundu. Ayrıca Prof. Dr. Talip Küçükcan, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Dönem Başkanının (AGİT) Müslümanlara Karşı Ayrımcılık ve Hoşgörüsüzlük ile Mücadele Özel Temsilcisidir. SETA Vakfı tarafından yayınlanmakta olan uluslararası Insight Turkey Dergisinin Genel Yayın Yönetmenidir.
MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ
Doğum Yeri : Adıyaman / Türkiye
Doğum Tarihi : 4.1.1976
1976'da Adıyaman'da doğdu. Avukat; orta öğrenimini Adana İHL'de tamamladı. AK Parti Teşkilatlarında görev aldı. Sırayla; Merkez Yüreğir İlçe Kurucu Gençlik Kolları Başkanlığı, Adana İl Gençlik Kolları Teşkilat Başkanlığı, Adana Gençlik Kolları İl Başkanlığı, Adana İl Yönetim Kurulu üyeliği ve 29 Mart 2009 Seçimlerinde Ak Parti Çukurova İlçe Seçim Kurulu üyeliği görevlerini yürüttü. Siyaset Akademisi programına katılarak mezun oldu ve sertifika aldı. Parti hukukçusu ve eğitimcisi olarak tüm seçimlerde görevde bulundu. Erdinç, evli ve 2 çocuk babasıdır.
ESRA YALVAÇ
Doğum Yeri : Adana / Türkiye
Doğum Tarihi : 17 Eylül 1974
Adana doğumlu olan 25. milletvekili adayımız İmamoğlu devlet hastanesinde doktor olarak görevini yürütmüştür.
MEHMET CAN
Doğum Yeri : Adana / Türkiye
Doğum Tarihi : 18.7.1982
18 Temmuz 1982 yılında Adana'nın Yüreğir İlçesinde doğan Mehmet Can, ilköğretim ve Liseyi Adana da tamamladıktan sonra 2003 yılında Yakın Doğu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Bölümünü kazanarak 2007 yıılında bu bölümden mezun oldu. 2009 yılında Adana Barosunda Stajını tamamlayarak 2010 yılında Can Hukuk Bürosunu kuran Mehmet Can, İcra, Ticaret, İş, İdare ve Ceza Hukuku üzerine çalışmalar yapmaya başladı. 2002 yılında AK Partinin kuruluşundan beri teşkilat çalışmalarında yer alan Mehmet Can, 2008 yılında Akparti Yüreğir İlçe Yönetim Kurulu üyeliğinde çalışmalarına devam etti. 2011 Genel Seçimlerinde Akparti Milletvekili Aday Adayı oldu. 2011 Genel Seçimlerinde Yüreğir İlçe Seçim Koordinasyon Merkezinde SKM baskan yardimciliğı ve Parti Avukatlığını yaptı. 14. Dönem Siyaset Akademisi Kozan Koordinatörlüğünü yapan Mehmet Can, 15 ve 16. Dönem Siyaset Akademisi Adana koordinatörlüğü yaptı. Siyasi hayatına 2012-2013 yılları arasında İl Yönetim Kurulu üyeliği ve AR-GE'den sorumlu il Başkan Yardımcılığı ile devam eden Mehmet Can,2014'te de Akparti de AR-GE'den sorumlu İl Başkan yardımcılığı görevini sürdürmektedir. Sivil Toplum Kuruluşu çalışmalarında ise Adana Gençlik Cemiyeti Kurucusu olan Mehmet Can, halen Adana Şanlıurfalılar Derneği Genel Sekreterliği, Adana Genç TÜMSİAD Başkan Yardımcılığı, Adana Pozitif Gençlik Derneği Kurucu Başkanlığı yapmaktadır. Eğitim hayatına Yalova Üniversitesinde Uluslar arası İlişkiler Yüksek Lisans ile devam eden Mehmet Can, evli ve bir kız babasıdır.
MUSTAFA ÇALIŞKAN
Doğum Yeri : Adana / Türkiye
Doğum Tarihi : 16.9.1964
16 Eylül 1964 tarihinde, Çarşamba günü Adana'da gözlerini hayata açan Mustafa ÇALIŞKAN babasının devlet memurluğu sebebiyle ilkokulu Giresun’un Şebinkarahisar ilçesinde, ortaokulu Kahramanmaraş Gazi Ortaokulu'nda, liseyi ise Nevşehir Lisesi'nde tamamladı. 1980-81 öğretim yılında Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi'ne kayıt yaptırdı. 1986 yılı Haziran ayında mezun olduktan sonra ADANA’ya yerleşti. İş hayatına Eylül 1986 yılında eczane açarak başladı. Eczacılık faaliyetlerine devam ederken 1991 yılı Aralık ayında şirketini kurdu. Bu şirket önce tüketim ürünleri pazarlaması yaptı. Sonraki yıllarda ecza depoculuğu yaptı. 2002 yılında tekstil üzerine sanayi işletmesi kurdu. Şu anda işletme faaliyetleri devam etmektedir. Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi'nden 1986 Haziran ayında mezun oldu.Çukurova Üniversitesi İktisat Fakültesi'nde 2010 yılında Avrupa Birliği Ekonomisi dalında yüksek lisans yaptı.Çukurova Üniversitesi İşletme Fakültesi'nde 2011 yılında Yönetim ve Organizasyon dalında yüksek lisans yaptı.Çukurova Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'nde 2014 yılında, Yönetim ve Organizasyon dalında doktora eğitimine başladı.1994 yılında MÜSİAD Adana şubesine üye oldu. Üye olduktan sonra 1999 yılına kadar yönetim kurulu üyeliği yaptı. 1999 yılında şube başkanlığı görevine başladı. 2004 yılında bu görevini tamamladı.2004 yılında AK Parti İl Genel Meclisi üyesi seçildi. 2014 yılında iki dönem olarak yaptığı İl Genel Meclis üyeliğini tamamladı. İl Genel Meclis üyeliği sırasında Meclis 1. Başkan Vekilliği, Plan Bütçe Komisyon Başkanlığı görevlerinde bulundu.Darendeliler Derneği üyesidir.Adana Polis Hizmetlerini Geliştirme ve Destekleme Derneği üyesidir. Bu derneğin 2009 - 2013 yılları arası başkanlığını yaptı.1985 yılında kurulan, merkezi İstanbul’da olan BİRLİK VAKFI Adana şubesini Temmuz 2014 yılında kurdu ve şube başkanlığını yaptı. Birlik Vakfı, Bakanlar Kurulu kararı ile kamu yararına çalışan vakıf statüsündedir.Müsiad temsilen Yatırım Ortamını İyileştirme Koordinasyon Kurulunun İstihdam Teknik Komitesi ve Yönlendirme Komitesi üyesidir.
KASIM PAMUK
Doğum Yeri : Adana / Türkiye
Doğum Tarihi : 1968
Kasım PAMUK, 1968 yılında Karataş’ın Hacıali Köyü’nde doğdu. İlköğretimi köyünde, Ortaokulu Tepebağ Ortaokulu ve liseyi Karşıyaka Lisesi’nde okudu. Yükseköğrenimini Malatya İnönü Üniversitesi’nde tamamlayan PAMUK, evli ve 3 çocuk babasıdır. Mali Müşavirlik ve çiftçilikle uğraşmakta olan PAMUK, aktif siyasete AK Parti Kurucu İl Yönetim Kurulu Üyesi olarak başladı. 2012 yılında AK Partide değişik görevlerde bulunduktan sonra 16 Ocak 2012 tarihinde AK Parti Seyhan İlçe Başkanı olarak atandı ve 25 Mart 2012 tarihinde yapılan Seyhan İlçe Kongresi ile yeniden ilçe başkan seçilerek görevine devam etmektedir.
RAMAZAN DEMİR
Doğum Yeri : Adana / Türkiye
Doğum Tarihi : 1.1.1980
1980 yılında Adana ili Pozantı ilçesinde doğan Ramazan Demir, ilk ve orta öğrenimimi Pozantı’da, üniversite öğrenimimi Anadolu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü’nde tamamladı. 2004 yılında kurulan Gelintaşı A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanlığı, 2012 yılında faliyete geçen Pozantı İpekyolu Tesisleri Yönetim Kurulu Başkanı olarak çalışmaya devam eden Demir evli ve 3 çocuk babasıdır.
MEHMET AY
Doğum Yeri : Adana / Türkiye
Doğum Tarihi : 1982
1982 Adana doğumlu olup, ilk orta ve lise eğitimini Adana’da tamamladı. 2006 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Bölümünden mezun oldu. Daha sonra Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Maliye Ana Bilim Dalından Yüksek Lisans eğitimini tamamladı. 2007 Yılından beri kurucusu olduğu Mehmet AY Hukuk Bürosunda Avukat olarak çalışmaktadır. 2002 yılından bu yana partinin değişik kademelerinde aktif görev almış olup, 12.03.2012 tarihinde AK Parti Adana İl Gençlik Kolları Başkanlığına atanmış olup halen bu görevi yürütmektedir. Av. Hatice AY ile evli olup iki kız çocuğu babasıdır.
HASAN BERZAN TOPRAK
Doğum Yeri : Adana / Türkiye
Doğum Tarihi : 1978
Baba tarafından Adıyaman’lı, Anne tarafından Şanlı Urfa’lı olan Av.H.Berzan TOPRAK 12 Ocak 1978 Adana doğumlu olup, ilk,orta ve lise öğrenimini Adana ilinde tamamlamasının ardından Doğu Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 2001 yılında mezun oldu, Adana Barosuna kayıtlı olarak 2002 yılından bu yana serbest avukatlık yapmaktadır. Adana Barosu avukatlarından Av.Müjde Toprak ile evli olup, Baran isminde 1 çocuğu bulunmaktadır.
2006 Yılında AK Parti Yüreğir Seçim Kurulu Üyeliği ile siyasete aktif giriş yapan Toprak, 2009 yılına kadar bu görevini yürüttükten sonra 29 Mart 2009 Yerel Seçimlerinde AK Parti Çukurova Belediye Meclis Üyeliği Aday listesinde yer aldı. 2009-2010 yılları arasında İl Yönetim Kurulu üyeliği görevi yaptıktan sonra, 20 Mayıs 2012 tarihinde “Lider Ülke: Türkiye II” konulu AK Parti Siyaset Akademisini başarı ile tamamladı.2011-2014 yılları arasında AK Parti Çukurova Seçim Kurulu Üyeliği ve AK Parti Adana Tanıtım Ve Medyadan Sorumlu İl Başkan Yardımcılığı görevini yürüttü.
13 Aralık 2014 tarihinde yapılan İl Kongresinde Milletvekilliği A.Adaylığı için, İl Yönetim Kurulunda yer almadı.15 Eylül-03 Ekim 2014 tarihleri arasında Amerika Birleşik Devletleri Dış İşleri Bakanlığının davetlisi olarak International Visitor Leadership Program (IVLP)’na katıldı.İyi düzeyde İngilizce bilen Toprak, çeşitli sivil toplum kuruluşlarında yer aldı. En büyük sevdalarından birisi olan Adana’ya hizmet edebilmek adına, Ak Parti Adana Milletvekili Adaylığı için çalışmalarını sürdürmektedir.
Etiketler:
ak parti adana icraatleri
,
ceyhan ak parti
,
çukurova ak parti
,
feke ak parti
,
karaisalı ak parti
,
karataş ak parti
,
kozan ak parti
,
pozantı ak parti
,
saimbeyli ak parti
,
seyhan ak parti
,
yüreğir ak parti
9 Nisan 2015 Perşembe
Adana AK Parti Milletvekili Adayları
1. NECDET ÜNÜVAR
|
YÜKSEK
|
DOKTOR
|
2. FATMA GÜLDEMET SARI
|
YÜKSEK
|
MİMAR
|
3. SADULLAH KISACIK
|
YÜKSEK
|
MÜHENDİS
|
4. TALİP KÜÇÜKCAN
|
YÜKSEK
|
ÖĞRETİM ÜYESİ
|
5. MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ
|
YÜKSEK
|
AVUKAT
|
6. ESRA YALVAÇ
|
YÜKSEK
|
DOKTOR
|
7. MEHMET CAN
|
YÜKSEK
|
AVUKAT
|
8. MUSTAFA ÇALIŞKAN
|
YÜKSEK
|
ECZACI
|
9. ASUMAN TEKİN
|
YÜKSEK
|
MİMAR
|
10. KASIM PAMUK
|
YÜKSEK
|
MALİ MÜŞAVİR
|
11. MEHMET FARUK BOZKURT
|
YÜKSEK
|
ÖĞRETMEN
|
12. RAMAZAN DEMİR
|
YÜKSEK
|
YÖNETİCİ - ÖZEL SEKTÖR
|
13. MEHMET AY
|
YÜKSEK
|
AVUKAT
|
14. HASAN BERZAN TOPRAK
|
YÜKSEK
|
AVUKAT
|
Etiketler:
ak parti adana pozantı
,
ak parti pozantı
,
akparti pozantı
,
milletvekili
,
milletvekili secim
,
pozantı ak parti
,
pozantı ak parti ilçe teşkilatı
,
pozantıda seçim
,
ulussever
25 Mart 2015 Çarşamba
Ak Parti Gençlik Kollarından Kitap Kumbarası
Ak Parti Pozantı Gençlik Kolları Başkanlığı ilçe genelinde “Aydınlık Bir Gelecek İçin Kitapları Topluyoruz” adı altında köy okullarına dağıtmak için kitap toplama kampanyası başlattı.
Ak Parti Gençlik Kolları Başkanı Mahmut Çiğdem göreve seçildiği günden beri yapmış olduğu çalışmalarla gözleri üzerinden indirmiyor.
Kitap ihtiyacı olan köy okullarına gönderilmek ve dağıtılmak üzere Atatürk Caddesi üzerine yönetimiyle birlikte Kitap Kumbarası koyan Başkan Mahmut Çiğdem kampanyanın 24 Mart – 28 Mart arasında olacağını söyledi ve Pozantı Medya ekibimize şunları söyledi.
“Okuyan, düşünen, bilinçli ve aydınlık bir gelecek için evlerimizde bulunan roman, hikaye, boyama kitabı, ansiklopedi, dergi ve sınav kaynakları gibi kitapları toplama noktamıza bekliyor partili partisiz tüm Pozantılının ilgi ve desteklerini bekliyoruz.” Dedi.
Ak Parti Gençlik Kolları Başkanı Mahmut Çiğdem göreve seçildiği günden beri yapmış olduğu çalışmalarla gözleri üzerinden indirmiyor.
Kitap ihtiyacı olan köy okullarına gönderilmek ve dağıtılmak üzere Atatürk Caddesi üzerine yönetimiyle birlikte Kitap Kumbarası koyan Başkan Mahmut Çiğdem kampanyanın 24 Mart – 28 Mart arasında olacağını söyledi ve Pozantı Medya ekibimize şunları söyledi.
“Okuyan, düşünen, bilinçli ve aydınlık bir gelecek için evlerimizde bulunan roman, hikaye, boyama kitabı, ansiklopedi, dergi ve sınav kaynakları gibi kitapları toplama noktamıza bekliyor partili partisiz tüm Pozantılının ilgi ve desteklerini bekliyoruz.” Dedi.
Etiketler:
ak parti adana icraatleri
,
ceyhan ak parti
,
çukurova ak parti
,
feke ak parti
,
karaisalı ak parti
,
karataş ak parti
,
kozan ak parti
,
pozantı ak parti
,
saimbeyli ak parti
,
seyhan ak parti
,
yüreğir ak parti
Ak Parti 4. Olağan İl Kadın Kolları Kongresi
Etiketler:
ak parti adana icraatleri
,
ceyhan ak parti
,
çukurova ak parti
,
feke ak parti
,
karaisalı ak parti
,
karataş ak parti
,
kozan ak parti
,
pozantı ak parti
,
saimbeyli ak parti
,
seyhan ak parti
,
yüreğir ak parti
Fikret Yeni'den İlçe Başkanlığımızı Ziyaret
Etiketler:
ak parti adana icraatleri
,
ceyhan ak parti
,
çukurova ak parti
,
feke ak parti
,
karaisalı ak parti
,
karataş ak parti
,
kozan ak parti
,
pozantı ak parti
,
saimbeyli ak parti
,
seyhan ak parti
,
yüreğir ak parti
Kaydol:
Kayıtlar
(
Atom
)









































